Cumartesi, Nisan 28, 2007

Fenerbahçe Türkiye Kupası'nı en son aldığında,

· Kenan Evren Cumhurbaşkandı, Turgut Özal 1983 sonunda başbakan oldu.
· Süleyman Demirel, Bülent Ecevit, Necmettin Erbakan, Alpaslan Türkeş yasaklı liderlerdi.
· DSP, SHP, MHP, CHP siyaset sahnesinde henüz yer almamıştı.
· 12 Eylül sonrasının yerel seçimleri henüz yapılmamış, Bedrettin Dalan İstanbul Belediye Başkanı olmamıştı.
· Koç Grubu'nun patronu Vehbi Koç'tu ve görevi Rahmi Koç'a devretmemişti.
· Ünlü illüzyonist Zati Sungur hayattaydı.
· İstanbul Atatürk Havaalanı'nın adı "Yeşilköy Havaalanı" idi.
· Vatandaşlıktan çıkarılan Cem Karaca yurda dönmemiş, "Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı'nda" şarkısını yapmamıştı.
· Türk Halk Müziği sanatçısı Ruhi Su hayattaydı.
· Usta sinemacı Yılmaz Güney hayattaydı.
· Adile Naşit hayattaydı.
· Alışverişlerimizde 5 liralık banknot kullanabiliyorduk.
· Jupp Derwall Galatasaray ile anlaşmamıştı.
· Askerlik 18 aya henüz inmemişti.
· Microsoft, Windows'u yapmamıştı.
· İnsanlık henüz internetle tanışmamıştı (daha 7-8 yıl beklemesi gerekecekti)
· Çernobil nükleer santralı patlamamıştı.
· Cep telefonu, araç telefonu yoktu.
· Telsiz kullanmak yasaktı.
· Taksilerde taksimetre yoktu.
· Apple Macintosh bilgisayarlar icat edilmemişti.
( theheheh en iyisi)
· Philips CD'yi daha yeni üretilmişti.
· Şehirlerarası telefon görüşmeleri için 031'i arar, kayıt verirdik.
· Haberleşmede telex kullanılırdı.
· Televizyonumuz siyah beyaz ve tek kanallıydı (TRT). Renkli televizyonumuz zaten yoktu.
· Sovyetler Birliği dağılmamıştı. Almanya, doğu ve batı olmak üzere iki parçaydı; Berlin duvarı yıkılmamıştı.
· Emre Belezoğlu 3, Hasan Şaş 7, Tuncay Şanlı 1, Nihat Kahveci 4 yaşındaydı. (Toplu liste aşağıda)
· KDV icat edilmemişti.
· 2. Boğaz Köprüsü yoktu.
· Otoyollar yoktu.
· AIDS yoktu.
· Üzerimizde döviz (dolar, mark v.s.) bulundurmak suçtu.
· İran ile Irak savaşıyordu.
· Telefon numaraları İstanbul'da 6, diğer kentlerde ise 4 veya 5 rakamlıydı.
· Celal Bayar hayattaydı.
· Naim Süleymanoğlu Bulgar vatandaşıydı (Naim Süleymanof)
· V.s. V.s.


SON KUPADA KİM KAÇ YAŞINDAYDI?
1. Volkan Demirel Doğum tarihi: 27.10.1981: 2 yaşında
2. Fabio Luciano Doğum tarihi: 29.04.1975: 8 yaşında
3. Servet Çetin Doğum tarihi: 17.03.1981: 2 yaşında
4. Stephen Appiah Doğum tarihi: 24.12.1980: 3 yaşında
5. Ümit Özat Doğum tarihi: 30.10.1976: 7 yaşında
6. Mahmut H. Erdoğdu Doğum tarihi: 01.06.1983: O sene doğdu
7. Mehmet Yozgatlı Doğum tarihi: 09.01.1979: 4 yaşında
8. Zafer Biryol Doğum tarihi: 02.10.1976: 7 yaşında
9. Tuncay Şanlı Doğum tarihi: 16.01.1982: 1 yaşında
10. Marcio Nobre Doğum tarihi: 11.06.1980: 3 yaşında
11. Marco Aurello Doğum tarihi: 15.12.1977: 6 yaşında
12. Kerim Zengin Doğum tarihi: 13.04.1985: 2 sene sonra doğdu
13. Can Arat Doğum tarihi: 21.01.1984: 1 sene sonra doğdu
14. Gürhan Gürsoy Doğum tarihi: 24.09.1987: 4 sene sonra doğdu
15. Önder Turacı Doğum tarihi: 14.07.1981: 2 yaşında
16. Alex de Souza Doğum tarihi: 14.09.1977: 6 yaşında
17. Selçuk Şahin Doğum tarihi: 31.01.1981: 2 yaşında
18. Serdar Kulbilge Doğum tarihi: 07.07.1980: 3 yaşında
19. Semih Şentürk Doğum tarihi: 29.04.1983: O sene doğdu
20. Deniz Barış Doğum tarihi: 02.07.1977: 6 yaşında
21. Kemal Aslan Doğum tarihi: 24.10.1981: 2 yaşında
22. Olcan Adın Doğum tarihi: 30.09.1985: 2 sene sonra doğdu
23. Serkan Balcı Doğum tarihi: 22.08.1983: O sene doğdu
24. Rüştü Reçber Doğum tarihi: 10.05.1973: 10 yaşında
25. Nicolas Anelka Doğum tarihi: 14.03.1979: 4 yaşında

MBR: Herşey orda başlar…


MBR (Master Boot Record) harddiskte sector1 de bulunur. İçinde partition table ve boot esnasında lazım olan kodlar vardır. Bilgisayar hdd ten boot edildiğinde, program counter ilk olarak MBR ye işaret eder. MBR de bulunan partition table yardımıyla hangi partition dan boot edeceğine karar verir. Daha sonra da o partition üzerindeki systemroot dizininden geçerli işletim sistemini çalıştırır.

Windows ve Linux sistemlerin ikili olarak kurulu olduğu disklerde (FAT), Windows MBR yi bozabilmektedir. Linux ta MBR yi yedeklemek için dd komutu kullanılır. Aşağıdaki komutu kullanarak MBR yi diskete yedeklemek mümkündür.

$ su

# dd if=/dev/hda of=/dev/fd0 bs=512 count=1

Bu komut Standard disk IO komutudur ve parametreden de anlaşılacağı gibi sektor 1 i yani ilk 512 byte ı kaynak sürücüden okur ve hedef sürücüye yazar. if(input file) of(output file). Disket yoksa of parametresine yerel diskte bir adres de verebilirsiniz.

# dd if=/dev/hda of=/home/boot.mbr bs=512 count=1

Acil durumda bilgisayarı bu disket ile boot ettiğimizde karşımıza eski boot menüsü gelecektir. MBR yi yeniden yerine koymak için ise yine aynı komutu şu şekilde kullanırız


$ su

# dd if=/dev/fd0 of=/dev/hda bs=512 count=1

Linux Windows ikilisinin kurulu olduğu bir diskten (Linux u yalnız başına kuran kaç kişi vardır zaten) Linux kurulumunu kaldırmak için şu yolu takip edebilirsiniz. Windows CD sinden boot edip R (repair) seçilir. Adımlar takip edilip recovery console açıldıktan sonra

FIXMBR

Komutu geçilir. Böylece Windows MBR yi tekrar yapılandırır. Boot viruslerinin yaptığı şey de tam olarak MBR ye zarar vermektir.

MBR nin yapısı şu şekildedir:


İlk 446 byte MBR kodunu oluşturur. Sonraki 64 byte ta partition table vardır. Son iki byte ise her zaman 0x55AA dır.


Physical Sector: Cyl 0, Side 0, Sector 1
000000000   33 C0 8E D0 BC 00 7C FB  50 07 50 1F FC BE 1B 7C   3AZ??.|uP.P.u?.|
000000010   BF 1B 06 50 57 B9 E5 01  F3 A4 CB BE BE 07 B1 04   ?..PW?a.o¤E??.±.
000000020   38 2C 7C 09 75 15 83 C6  10 E2 F5 CD 18 8B 14 8B   8,|.u.??.aoI.‹.‹
000000030   EE 83 C6 10 49 74 16 38  2C 74 F6 BE 10 07 4E AC   i??.It.8,to?..N¬
000000040   3C 00 74 FA BB 07 00 B4  0E CD 10 EB F2 89 46 25   <.tu»..?.I.eo‰F%
000000050   96 8A 46 04 B4 06 3C 0E  74 11 B4 0B 3C 0C 74 05   –SF.?.<.t.?.<.t.
000000060   3A C4 75 2B 40 C6 46 25  06 75 24 BB AA 55 50 B4   :Au+@?F%.u$»?UP?
000000070   41 CD 13 58 72 16 81 FB  55 AA 75 10 F6 C1 01 74   AI.Xr.?uU?u.oA.t
000000080   0B 8A E0 88 56 24 C7 06  A1 06 EB 1E 88 66 04 BF   .Sa?V$C.?.e.?f.?
000000090   0A 00 B8 01 02 8B DC 33  C9 83 FF 05 7F 03 8B 4E   ..?..‹U3E?y..‹N
0000000A0   25 03 4E 02 CD 13 72 29  BE 46 07 81 3E FE 7D 55   %.N.I.r)?F.?>?}U
0000000B0   AA 74 5A 83 EF 05 7F DA  85 F6 75 83 BE 27 07 EB   ?tZ?i.U…ou??'.e
0000000C0   8A 98 91 52 99 03 46 08  13 56 0A E8 12 00 5A EB   S?‘R™.F..V.e..Ze
0000000D0   D5 4F 74 E4 33 C0 CD 13  EB B8 00 00 00 00 00 00   OOta3AI.e?......
0000000E0   56 33 F6 56 56 52 50 06  53 51 BE 10 00 56 8B F4   V3oVVRP.SQ?..V‹o
0000000F0   50 52 B8 00 42 8A 56 24  CD 13 5A 58 8D 64 10 72   PR?.BSV$I.ZX?d.r
000000100   0A 40 75 01 42 80 C7 02  E2 F7 F8 5E C3 EB 74 49   .@u.B€C.a?o^AetI
000000110   6E 76 61 6C 69 64 20 70  61 72 74 69 74 69 6F 6E   nvalid partition
000000120   20 74 61 62 6C 65 00 45  72 72 6F 72 20 6C 6F 61    table.Error loa
000000130   64 69 6E 67 20 6F 70 65  72 61 74 69 6E 67 20 73   ding operating s
000000140   79 73 74 65 6D 00 4D 69  73 73 69 6E 67 20 6F 70   ystem.Missing op
000000150   65 72 61 74 69 6E 67 20  73 79 73 74 65 6D 00 00   erating system..
000000160   00 00 00 00 00 00 00 00  00 00 00 00 00 00 00 00   ................
000000170   00 00 00 00 00 00 00 00  00 00 00 00 00 00 00 00   ................
000000180   00 00 00 8B FC 1E 57 8B  F5 CB 00 00 00 00 00 00   ...‹u.W‹oE......
000000190   00 00 00 00 00 00 00 00  00 00 00 00 00 00 00 00   ................
0000001A0   00 00 00 00 00 00 00 00  00 00 00 00 00 00 00 00   ................
0000001B0   00 00 00 00 00 00 00 00  A6 34 1F BA 00 00 80 01   ........¦4.?..€.
0000001C0   01 00 07 FE 7F 3E 3F 00  00 00 40 32 4E 00 00 00   ...?>?...@2N...
0000001D0   41 3F 06 FE 7F 64 7F 32  4E 00 A6 50 09 00 00 00   A?.?d2N.¦P....
0000001E0   41 65 0F FE BF 4A 25 83  57 00 66 61 38 00 00 00   Ae.??J%?W.fa8...
0000001F0   00 00 00 00 00 00 00 00  00 00 00 00 00 00 55 AA   ..............U?


Bir boot virüsü MBR ye kendi kodunu enjekte eder. Bu tip virüsler genelde disketlerden bulaşır (bootable olsun ya da olmasın).

Afacan virüsümüz ilk 16 byte a 0 yazsın diyelim ki…


000000000   00 00 00 00 00 00 00 00  00 00 00 00 00 00 00 00   ................
000000010   BF 1B 06 50 57 B9 E5 01  F3 A4 CB BE BE 07 B1 04   ?..PW?a.o¤E??.±.


Bu durumda boot ettiğimizde siyah bir ekran görürüz ve hata mesajları almayız. Disketten boot ettiğimizde ise diskteki dosyalara ulaşabilir veya program çalıştırabiliriz. Çünkü partition table ımız zarar görmemiştir. Engellenen şey yalnızca sitemin boot edilmesidir.

Şimdi virüsümüzün yeni hedefi son iki byte teki sektör imzası olsun.


Physical Sector: Cyl 0, Side 0, Sector 1
0000001E0   41 65 0F FE BF 4A 25 83  57 00 66 61 38 00 00 00   Ae.??J%?W.fa8...
0000001F0   00 00 00 00 00 00 00 00  00 00 00 00 00 00 00 00   ................


Boot ettiğimizde “operating system not found” mesajını alırız. Bu mesajı alırsak disk viewer le diskin ilk sektörüne bakıp MBR nin genel özelliklerini taşıyıp taşımadığını kontrol edebiliriz.

Bu gibi durumlarda FIXMBR imdadımıza yetişecektir ancak eğer disk viewer ile ilk sektörü görüntülemeye çalıştığımızda “sector is unreadable” gibi bir mesajla karşılaşırsak bu demektir ki sektörün tamamı bozulmuştur ve recovery artık nafile bir uğraştır. O durumda çeşitli disk kurtarma araçlarıyla dosyaların kurtarılması yoluna gitmek gerekir.

Salı, Ekim 10, 2006

Cumartesi, Eylül 30, 2006

ÇİN HARİKALARI VOL.2

Gün geçmiyorki hayatıma yeni bir Çin teknoloji harikası girmesin. Bu sefer ki alet pil ile çalıştığını saklamıyor ancak idda ettiğine göre yüzünüze sürdüğünüzde sakalınızı veya saçınıza sürdüğünüzde saçınızı traş ediyor. Evet aletimiz bir traş makinası. Traş kelimesini mecazi anlamda kullanmışlar ama. Sürterken sakalı arasına sıkıştırıp koparmıyor olsaydı masaj aleti olarak kullanabilirdik belki. Verdiğimiz 4 ytl Çin ekonomisine katkıda bulunadursun, biz de bu arada aleti tanıyalım.

resim1
resim2

Anlatacak pek de bir yanı yok. 2 tane pil, bir motor, motorun ucuna takılmış bir metal, bir de metalin bağlandığı kesme aleti. Motor döndükçe metal parça bir daire çiziyor ve kesme aletini bir sağa bir sola oynatıyor. Ha unutmadan, kesme aleti kaysın diye altına gres yağı sürmeyi ihmal etmemişler.

O değil de ben bunu satan o Çinlinin mantığını ve casaretini halen anlayamadım. Kalkmış elin Çininden gelmiş Gültepede altgeçide sergi açmış. Başına da oturtmuş kız arkadaşını, ya da kardeşi de olablilir. Ne Türkçe biliyor ne İngilizce. Sadece gelmiş. Mevlananın dergahı değilki orası, hırlısı var hırsızı var. Sattığı şeyler de 2ytl 3ytl ençok 4 ytl. Onu da bi alan bidaha önünden geçmez yani. Memleketinde iyi şeyler yaşamamış olmalı bukadar şeyi göze aldığına göre.

Cuma, Ağustos 04, 2006

DAĞITIK SİSTEMLER SÜPERBİLGİSAYARLARA KARŞI

University of California Berkleley önderliğinde geliştirilen BOINC projesi (Berkeley Open Infrastructure for Network Computing = Berkeley Ağ Programlama Açık Altyapısı) dünyanın en güçlü bilgisayarı olarak bilinen Blue Gene karşısında üstünlük sağladı. 418 TFLOPS işlem hızı ile Blue Gene makinasını %49 luk bir fazlayla geride bıraktı. 1TFLOPS saniyede 10^12 floating point operasyonuna eşit. Sıradan bir ev bilgisayarı ise birkaç GFLOPS u geçmez. Bu da demek ki BOINC işlem gücü yakında normal bir PC nin milyon katına ulaşacak.

BOINC, tıpkı benzerleri gibi dağıtık programlama altyapısı kullanılarak oluşturulmuş bir katılım projesi. Bu proje kapsamında, yüksek işlem gücüne ihtiyaç duyulan bilimsel projeler, küçük görevlere ayrılarak eşzamanlı olarak dünyanın dörtbiryanından gönüllü iştirak eden ev kullanıcılarının bilgisayarları kullanılarak yürütülüyorlar. Bu iştirakçilerin mikroişlemcileri, boşa geçirecekleri zamanı BOINC sunucuları tarafından atandıkları görevleri yerine getirerek dolduruyorlar. Bu hernekadar boşa gidecek birşeyi değerlendirmek gibi görünse de işlemciye bir yük getireceği ve hiç yoktan ömründen yiyeceği açık. Tabiki buna katılan insanlar bu gibi küçük şeylere önem vericek kişiler olmasa gerek. İnsan gen proteinlerinin araştırılması, dünya yakınlarındaki tehlikeli olabilecek gök cisimlerinin saptanması, uzayda yeni gökcisimleri keşfi gibi birçok proje BOINC kapsamında yürütülüyor.

İnternet ile tanıştıktan sonra aklıma gelmiş olan uçuk bir fikrin yıllar sonra gerçekleşmış olduğunu görmek, uçuk fikirlerin hayata geçme süresinin ne kadar kısaldığını görmemi sağladı. Tabi uçuk olmak da göreceli bişey.

Türkiyenin savaş durumlarında kullanılmak üzere projeler üretip üretmediğini merak ediyorum. Seferberlik ilan edildiğinde insanlar bilgisayarlarını bu gibi projelerde kullanılmak için askeri sunuculara bağlayabilirler. Çünkü savaşlarda iletişim ağları ilk hedef haline gelir. Devredışı kalan sistemlerin yerine dağıtık sistemler çalışabilir. Biraz fazla yapıcı yaklaştım galiba, en iyisi Tübitak yeni popstarın kim olacağını hesaplayan bi proje geliştirsin.

Pazartesi, Haziran 19, 2006

ÇİN İŞİ JAPON İŞİ, BUNU YAPAN İKİ KİŞİ...

Şimdiye kadar harcadığınız en iyi 3ytl hangisiydi? İhtimaller arasında, akbile daha önceden öylesine doldurulmuş ve daha sonra kartalda son denizotobüsünde kullanılacak olan bir 3ytl olabilir(benim favorim). Veya geçen sezon şampiyonlar liginde o malum haftada Barcelona-Panatinakos, MUnited-Lillle, Milan-PSV maçlarına beraberlik ve 3 misli gibi bir kupona verilen 3ytl de olabilir(çok pis yattıydım o hafta).

Ama şimdi tanıtacağım Çin malı alete verilecek para olmasa gerek. 3ytl olduğuna bakmayın onun, yüksek teknoloji ürünü, sallayarak çalışan el feneri ?!? İlk gördüğümde şaşırdım kaldım. Tabi iyiye yoruyorum direk. Dedemin eline tutuşturmuşlar, o da almış getirmiş. Şeffaf bir dış kaplaması var. İçindeki son teknoloji devreleri ve özellikle de bize indüklenmeyi çağrıştıran bobini kolayca görebiliyoruz. Metal bir somun salladıkça bobinin içinden geçerek serbest hareket ediyor. Yanlız sıkı durun. Kolpalıkta yeni bir çığır açmış adamlar. Feneri biraz salladım ve açtım. Canavar gibi ışık veriyor. Baktım ışık tükenmek nedir bilmiyor. Açık bıraktım koydum masanın üstüne. Hani belki çok yüklenmiştir eve gelirken sallanmaktan diye:)) Baktım ışıkta bir azalma yok. Hemen kutusunu aldım okumaya başladım. Bu sırada fiyatın 3 ytl olduğunu öğrenmemişim henüz. Kapağı okurken kendimi yerden yere vurmaya başladım. Bu kadar da patavatsızca kolpalanmazki! Bir harfine bile halel gelsin istemediğim için direk koyuyorum kapaktakileri. En kopartan kısım; bobin ile yüksek tek. devreler arasında bir bağlantı olmayışı ve gözlerden kaçırılmaya çalışlılan batarya:))


fener
fener_ön
fener_arka1
fener_arka2
fener_arka3

Kolpalama demişken, eski chip dergilerini karıştırırken çok komik ayrıntılar takıldı gözüme. anlamsız fiyat farkları(7$, 8$, 9$) sanki maliyet farkı var. Cdbombombom, 6500 adet foto(neyin fotosu ya, foto diye genel bi laf varmı)
cd kalitesiyle (fark ne), Sarsan ticaret, Biz uzaylıyız...


varan1
varan2
varan3
varan4
varan5
varan6

Pazar, Haziran 18, 2006

"İNTERNETLERİN KESİLMESİ" DE NESİ? ELEKTRİKLERİN KESİLMESİ GİBİ DOĞAL(!) BİRŞEY HERALDE...

Bilgisayarı açtığınızda Internet'e bağlanamadığınız oluyormu(ADSL)? Benim başıma üç dört defa geldi. Bu ay iki kere üst üste oldu, hem de çok kritik anlarda. Üstelik 3 saatten uzun süreli. Tabi can damarım kesilmiş gibi bir hisse kapıldım haliyle. Telekomun 146 hizmetini(!) hatırlayana kadar öfkemi "yeni açık" modunda dışa vurdum. Aynı dertten muzdarip olan kardeşim de bana katılınca güzelcene deşarj olduk. Neyse sonra 146 nın varolduğunu ve biyerlerde 56K bir modemim olduğunu hatırladığımda mutlu oluvermiştim. Ta ki bugün telefon faturasını elime alana kadar. Meğer insanoğlu ne kadar basit ve geçici şeylerle mutlu oluyormuş. Kendimi bir anda yine Samiyende hissettim. Her yarım saat için net 1.5 ytl kesilmiş. yani vergilerle beraber saati 4 ytl.

Telekom piyasası kızışınca Oger'in fiyatlarda indirim yapması gerekecek kesin. 145 için %15 indirim yapmışlar ama ADSL ücretleri yanında hiç bir değeri yok bu indirimin. Zaten ben bu Telekomun neden müşterinin gözünde kötü imaj yaratma çabası içinde olduğunu hiç anlayamamıştım. Belkide özelleştirilmesi için gereken kamuoyu desteğini sağlayabilmek içindir. Bu kadar önemli bir kurumu özelleştirmek kolay bir karar olmasa gerek.

Elin Japonu 100 Mbit le bağlansın, Almanlar ayaklansınlar 10Mbit lik bağlantı yüzünden, biz de emule den iki günde bir tane film indirelim diye kasalım kendimizi. Gel de rekabet et dünya ile.

Çarşamba, Mayıs 31, 2006

TEKNOLOJİNİN GÜZEL YÜZÜ: APPLE

Apple demek, benim gözümde, paraya kıymet vermemek, adeta bir gönül insanı olmak demektir. Apple felsefesini kavrayabilmenin yolu,"Bir hırka bir lokma" felsefesini özümsemekten geçer. Bir görüntü uçbirimine 3900 avro verebilmeyi düşlemek, ama yinede sızlanmamayı kabullenmektir Mac kullanan arkadaşının olmayışına. Nerde bir showroom görse, içine girip aletleri çocukcasına kurcalamaktır. Sahip olamadan sevmek, almadan vermektir. İçinin güzelliğimidir dışına yansıyan, yoksa ulaşılamamanın verdiği esrarmıdır onu güzel yapan, bilinmez.. Felsefedir, sanattır ama teknolojidir en nihayetinde. Protest takılmaktır. Pencere scriptinde kapat iconunu titlebar ın soluna koymaktır windowsa inat. Mac arayüzünü taskbar olmadan tasarlamaktır. Buram buram Anadoludur Mac :)))



Yeni açılan Kanyon'u şöyle bir gezdim. En alt kattaki Apple mağazası biraz ilerdeki Starbucks kafeden daha işlekti diyebilirim. Artık Kanyonu kestirme olarak kullanıcam caddeye çıkarken:)

Cuma, Mayıs 19, 2006


SANAL MAKİNA ( Virtual PC ) TEKNOLOJİSİ NEREYE DOĞRU GİDİYOR?

128 veya 112 ile öğlen saatlerinde göztepe kampüsünden otobüse binenler musallat amcayı bilirler. musallat amca hiç çıkarmadığı güneş gözlükleri ve takım elbisesiyle, otobüsteki gençleri anlattığı sıkıcı hikayelerle esir alan İstanbul beyefendisi modunda bir kişidir. Kurbanlarını genelde kız öğrencilerden seçer, çünkü kızlar musallat amcanın anlattıklarından sıkılsalar dahi nedense bir görev bilinci içinde onu dinler ve sorularını cevaplarlar. "ne güzel esiyo dimi", "o elindeki kitaba bakabilirmiyim" gibi anlamsız savlarla kurbanlarına yanaşır ve bir yolculuk boyu bırakmaz.

Musallat amcanın bu girişlerine saldırı adını verdim kendi kendime. Bu olayı bir malware in (malicious software) sisteme entegre oluşuna benzetiyordum. Karşısındakinin savunma sistemini onun anlayamayacağı bir noktadan çökertiyor ve istediği cevabı alacağı soruları soruyordu. Ancak her hedefte başarılı olamıyordu. Bazı hedefler savunma stratejilerini iyi belirlemişlerdi. Bunlar muhtemelen musallat amcayla daha önce karşılaşmış kişilerdi.

Geçenlerde aldığım bir eposta da Microsoftun yeni bir virüs geliştirdiği yazıyordu. Konuyu araştırınca ciddi bişey olduğu fikrine kapıldım. Konusu edilen virüs, Sanal Makina Tabanlı Kök Aracı diye çevirebileceğimiz VMBR ( virtual machine based rootkit ) tipinde bir yazılım. SubVirt adındaki bu projenin amacı, geliştirildiği yer olan University of Michigon ve Microsoft Redmond Labs tarafından yayınlanan white paper da kısaca şöyle özetleniyor.

" Sistem üzerinde çok daha etkin bir kontrol sağlayan bir virüs geliştirdik. VMBR diye tabir ettiğimiz bu yeni virüs, yeni bir sanal makine (virtual machine) yüklüyor, varolan işletim sistemine entegre ediyor ve kendi işletim sistemini sanal makinaya kuruyor. Hedef iştetim sisteminin bilgisi dışında, kendi işletim sistemiyle donanımı kontrol ediyor. Bunu geliştirmemizdeki amaç, saldırı tekniklerinin gelecekte hangi boyutlara geleceğini önceden kestirip, önlem alacak olan kurumları uyarmak. Neler yapabileceğimizi gösterebilmek adına, bu işletim sistemi üzerinde koşan 4 tane örnek zararlı yazılım geliştirdik. Hedef işletim sistemiyle herhangibir haberleşme olmaksızın, DoS saldırısı yapabilir, relay mail (mail casusluğu), pishing website (şifre casusluğu) gibi birçok işlemi gerçekleştirebiliriz. Tuştakımı, fare veya ağ aktivesini takibetmek için ise aygıt sürücülerinde ufak değişikler yaparak hedef ile haberleşmeyi en aza indirgeyebiliriz."


Burada VM kavramından bahsetmek istiyorum. Şekilde görüldüğü gibi, hedef işletim sistemiyle aynı seviyede erişim hakkına sahip. Bu sayede ondan bağımsız bir şekilde kendi üstündeki işletim sisteminin donanım ile habereşmesini sağlıyor. Saldırgan bir programla savunan program arasında taktik açıdan pek bir fark yoktur. ikiside aynı yöntemleri izler. Aralarındaki fark amaçlarıdır. Hangisi donanımla daha alt bir seviyeden heberleşme imkanı yakalarsa diğerini ekarte eder. VMBR nin tehlikeli oluşu ve zor yakalanır olması, donanımla doğrudan etkileşim içinde olmasından kaynaklanıyor. Yukarda linkini verdiğim white paper da Microsoft Redmond dan konuya getirilen belli bir çözüm yok. Üretici firmalara, donanımsal antivirüs çözümlerine yönelik bir yolgösterme ile yetinilmiş.

Tabi bu noktada akla yine kimilerinin "komplo teorisi!" olarak adlandırdığı, ancak bakarsak gün gibi açıkta olan bazı şüpheler geliyor. Geçmiş senelerde, "MS antivirüs işine giriyormuş" haberini duyduğumuzda birçok kişi, antivirüsü üretmenin virüs üretmekle beraber yürütülen bir iş olduğunu, buna bağlı olarak da MS gibi bir devin bu işe girmesinin bizlere güvenlik açığı olarak geri döneceğini söylemişti. Zaten tahmin edilmekte olan, yazılım firmalarıyla antivirüs firmalarının gizli flörtleri, bu haberle ayyuka çıkıyordu.

Buna benzer bir olay Sony nin CD kopya koruması amacıyla ürettiği rootkit tipi casus yazılımın farkedilmesiyle açığa çıkmıştı. Yazılım firmalarının masum amaçlarla bile olsa, işletim sisteminden gizli çalışan programlar dağıtmaları kullanıcılar açısından tehdit oluşturuyor. Şimdilik VMBR tipi bir yazılımı sisteme kurmak da en az onu yakalayabilmek kadar zor. MS un geliştirdiği SubVirt diskte 250 mb yer kaplıyor. Güvenilmeyen kullanıcıların yazılım kurma hakları, boot edilebilir CD ler ve yazılım firmalarının gizli olarak dağıttığı yazılımlar (Sony örneğindeki gibi) şimdilik bu tip virüslerin ana yayılma kaynakları.

Pazartesi, Mayıs 15, 2006








Hayatımda yaşadığım en güzel şampiyonluk. Duygularımı anlatmakta zorluk çekiyorum. Bu takım bunu hep yapıyor. İnanılmaz olanı başarıyor. Çok zor günlerde bile bu takım şampiyon olur diyip buna inanabiliyor insan. Aslında bu şampiyonluk yarışından hayata dair çıkarılacak dersler bile vardı. Sözlerle anlatmak zor olduğu için bikaç resim koydum. Ayrıca alttaki habere çok güldüm...

TAKSİCİYE SALDIRDILAR
Özellikle maçın son anlarında gelen Denizlispor golüyle büyük bir şok yaşayan taraftarların bir bölümü, bar ve kafeleri boşaltmaya başladılar. Bu sırada Caddebostan’daki barlar sokağında bir ticari taksinin şoförünü Galatasaraylı sanan öfkeli taraftar grubu, taksiye saldırarak, camlarını kırıp, taksinin içine meşale attılar. Neye uğradığını şaşıran taksi şoförü, güçlükle dışarı çıkarken, üzerindeki Fenerbahçe formasını gösterip, “Ben de Fenerliyim” diyerek taraftarlara tepki gösterdi.

Pazar, Nisan 16, 2006


İŞLETİM SİSTEMİ YAZMAK

Vestel Manisa dan 5 yemekten daha zor olmamakla beraber, işletim sistemi geliştirmek karmaşık bir iş. Uzun süren test süreçlerinden sonra sayısız sürüm ve yamaya ramen bile istenen seviyeye gelemeyen işletim sistemlerine bakınca bunu daha iyi anlıyoruz. Öyle veya böyle kullanmak zorunda olduğumuz bu yazılımlara olan bağımlılığımızı gelecekte aşağı çekebilmemiz için ulusal projelerde çalışacak, bu konuda yetenekli geliştiricilere ihtiyacımız var ülke olarak.

Kendi minik işletim sisteminizi yazıp bilgisayarınızı başlattığınızda koşmasını sağlamanız çok da zor değil. İşin başlangıç kısmı olan boot aşamasını intel mikroişlemcilerde nasıl gerçekleştirebileceğinizi kısaca açıklayacağım. Örnekte floppy disketten boot etmeyi anlatacağım ama CD den veya sabit diskten boot etmek için de bikaç değişiklik yeterli olacaktır.

Windows tabanlı bir sistem kurulu olan bilgisayarı başlattığımızda salt okunur bellekte (ROM) bulunan ve küçük rutinlerden oluşan BIOS, kontrolü ele alır. Linux sistemlerde ise Kernel in içinde bir emülatör olarak sistemin kendi BIOS u bulunur (LinuxBios). LinuxBios diğer ticari BIOS lara oranla çok daha güçlüdür. Başlangıç konumundayken intel işlemcimiz üst düzey bir pentium dahi olsa Real moddadır ve bir 8086 edasıyla çalışır. Ta ki başlayacak olan işletim sistemi protected moda atlayana kadar. Benim anlatacağım kısım protected moda atlamayacak tabiki:) BIOS en başta bir takım kontroller yapar ( tuştakımı bağlımı, aygıtlar uyumlumu) ve bip sesleri eşliğinde bu testler sona erer. Sonra, BIOS ayarlarında seçili olan boot aygıtının (bizde floppy) ilk sektörünü (boot sector veya sector 0) 0x7c00 bellek adresine yükler. Ardından kod akışı 0x7c00 adresinden devam eder. Bizim yapacağımız şey, boot sektörüne çalıştırmak istediğimiz programı yerleştirmek. Bu programı Assembly dilinde yazıp, as86 veya nasm ile derleyeceğiz.
Çalışmalarımızı Linux altında yapacağız. Windows altında çalışınca derlemelerde hata alırız. as86 dokumantasyonu için..

Bizim programımızın boyutu büyüdüğü zaman boot sektörü yetersiz kalacağından ikinci bir yöntem uygulayacağız. Boot sectorune koyacağımız programı kullanarak, sector2 ye koyacağımız ana programımızı bellekte istediğimiz bir adrese yerleştirip, kod akışını o bellek adresine transfer edeceğiz. Böylece ana programımız büyüdüğünde yapacağımız tek şey, boot sector deiki programda değişiklik yaparak, yeterli sayıda sektörü bellek alanına arka arkaya yüklemek olacak.

boot sector ve sector2 programlarını floppy de gereken yerlere yazacak olan C programını yazının sonunda anlatacağım.


Aygıt sürücüleri ancak işletim sisteminin başlamasından sonra belleğe yüklenirler. Biz işletim sistemini devre dışı bıraktığımız için aygıtlara BIOS interrupt ları ile ulaşacağız. Aygıt sürücüsü yazacak duruma geldiğimizde aygıtlarımızı kendimiz yönetmeye başlayabiliriz.


Boot sektör programı
LOC1=0x500

entry start
start:
mov ax,#LOC1
mov es,ax
mov bx,#0
mov dl,#0 ; drive
mov dh,#0 ; head
mov ch,#0 ; track
mov cl,#2 ; sector 2
mov al,#1 ; kaç sektör okunacak
mov ah,#2 ; 2 numaralı function
int 0x13 ; interrupt 13 ü çağır

jmpi 0,#LOC1

Bu programı bsect.s adıyla kaydedip as86 ile aşağıdaki şekilde derleyebilirsiniz.

as86 bsect.s -o bsect.o
ld86 -d bsect.o -o bsect
0x500 segmentinin 0. offsetine denk gelen adres 0x5000 dir. bsect.s programı sector 2 yi 0x5000 adresine yükledikten sonra bu adrese atlama yapar.
Gördüğünüz gibi BIOS interrupt ını çağırmadan önce gerekli parametreleri gereken
register lara atama yapıyoruz. ah registerına da interrupt 13 ün 2 numaralı
fonksiyonunu çağıracağımız için 2 değerini atıyoruz. Interrupt 13 ve diğer
interruptların kullanımlarını interntetten bulabilirsiniz.


Sector 2 deki ana program

entry start
start:
mov cl,#0x00 ; sol üst sütun
mov ch,#0x00 ; sol üst satır
mov dl,#79 ; sağ alt sütun
mov dh,#24 ; sağ alt satır
mov ah,#0x07 ; interrupt 10 un ekran temizleme fonksiyonu
mov al,#0x00 ; özellik
int 0x10 ; interrupt 10 u çağır

mov ah,#0x03 ; int 10 un imleç pozisyonunu alma fonksyonu
xor bh,bh ; video page
int 0x10 ; int 10 u çağır

mov cx,#40 ; string uzunluğu
mov bx,#0x0007 ; özellik
mov bp,#mymsg ; string adresi
mov ax,#0x1301 ; string yazma fonksyonu
int 0x10 ; int 10 u çağır

loop1:
jmp loop1 ; sonsuz döngü

mymsg: ; string etiketi
.byte 13,10
.ascii "Merhaba Dünya, nekadar banelim değilmi?"

Ana programımız ekranı temizledikten sonra ulvi mesajını bastırıyor:)
sect2.s adıyla kaydedip as86 ile derledikten sonra aşağıdaki C programı ile boş bir floppy diskete bsect.s ve sect2.s programlarını yerleştirelim.


Programları diskete yazan C programı

#include /* unistd.h needs this */
#include /* contains read/write */

#include


int main()

{

char boot_buf[512];

int floppy_desc, file_desc;


file_desc = open("./bsect", O_RDONLY);


read(file_desc, boot_buf, 510);

close(file_desc);


boot_buf[510] = 0x55;

boot_buf[511] = 0xaa;


floppy_desc = open("/dev/fd0", O_RDWR);


lseek(floppy_desc, 0, SEEK_SET);

write(floppy_desc, boot_buf, 512);


file_desc = open("./sect2", O_RDONLY);

read(file_desc, boot_buf, 512);

close(file_desc);


lseek(floppy_desc, 512, SEEK_SET);

write(floppy_desc, boot_buf, 512);


close(floppy_desc);

}


programı write.c adıyla kaydedip gcc ile aşağıdaki gibi derleyebilirsiniz.
cc write.c -o write
disketi taktıktan sonra programı çalıştırdığınızda boot sektöre ve sektör 2 ye gerekn makine kodu yazılır.

./write

Bilgisayarı disketten boot ederek nasıl çalıştığını görebilirsiniz artık. Ana programı çeşitli BIOS interruptları kullanarak daha ilginç bir hale getirebilirsiniz.

daha fazla bilgi ve ayrıntılar için

http://linuxgazette.net/issue79/krishnakumar.html
http://www.cs.umbc.edu/courses/undergraduate/CMSC211/fall01/burt/tech_help/BIOSandDOS_Interrupts.html

Cuma, Nisan 07, 2006

BİLGİ TEKNOLOJİLERİNDE BAĞIMSIZLIK KAVRAMI ÖNE ÇIKIYOR.

Bilgi sitemlerinin tasarımında, değer yaratması, kullanıcıya hitab etmesi, malyetlerin belli bir aralık içinde kalması, varolan diğer sistemlerle uyumlu çalışması, güvenli olması gibi bir takım unsurlar dikkate alınır. Gelecekte üzerinde en çok durulacağını düşündüğüm konu ise sistemin parçalarının olabildiğince birbirinden bağımsız hale getirilmesi.

"Platform bağımsız" sözü, hepimizin duymaya alışık olduğumuz bir slogan. Bakkal bile artık platform bağımsız ekmek satışına başlayacak. Bu slogan bugüne kadar aynı kod parçalarının farklı ortamlarda aynı şekilde çalıştırılabilmesi olgusunu anlattı bize. Fakat bağımsızlık daha geniş bir kavram. Bugün gelinen noktanın bir geçmişi bir de geleceği var.

Mainframe denilen ve bütün veri akışının merkezinde bulunan, büyük işlem kapasiteli makinalardan sunucu istemci yapısına geçilmesiyle, bağımsızlık kavramının tohumları atılmıştı. Büyük parçalar küçük lokmalara bölünmüştü. Şimdi daha büyük ve karmaşık sistemlerin gelişebilmesi için daha fazla ayrışmaya ihtiyaç var. Bugün XML ve XSL teknolojileri bilginin ve onun sunuluş biçiminin birbirinden ayrılmasını sağladı. Gelecekte ASP, PHP, JSP gibi, HTML kodunu sunucu üzerinde üreten sistemler geçerliliğini yitirecek. Bunlar sunucu istemci yapısına geçişte görevlerini yerine getirdiler. Artık bilgi XML yoluyla, onun gösteriliş biçimi de XSL yoluyla iletiliyor. Bunlar istemci üzerinde tarayıcı tarafından bütünleştiriliyorlar. Bu sayede sunucu aynı sayıdaki isteğe daha az CPU zamanında cevap verebiliyor. Ağda taşınan verinin onda birine inmesiyle de trafikte rahatlama sağlanıyor.

Gelecekte internet altyapısının da sağlamlaşmasıyla birlikte, artık uygulamaların büyük bir kısmı sunucu istemci mantığında çalışacak gibi görünüyor. Hatta işletim sistemi servislerinin bile bu şekilde sağlanması olası. Büyük uygulamaların ortaya çıkmasıyla, yeni protokoller de gündeme gelebilir. Bugünlerde yaygın olan dosya paylaşımında olduğu gibi, gelecekte de, servis paylaşımı, CPU time paylaşımı gibi kavramlar karşımıza çıkabilir.

Bağımsızlık yolunda bugünkü geçişleri iyi yapabilirsek gelecekteki değişimlere de ayak uydurabiliriz sanırım. Tutucu olmamak gerekiyor.

Salı, Mart 28, 2006

UZAYDA YILDIZ SAVAŞLARI OLADURSUN, İŞ DÜNYASINDA STANDARD SAVAŞLARI YAŞANIYOR.

Bugünün endüstrisinde, çalışanları, ürünleri, hizmetleri, yönetim ve organizasyon şeklini ve diğer bir takım unsurları, üst düzey organizasyon ve makamların belirlediği standardlar şekillendirmekte. Yazılım sektöründe bu standardları, ISO (International Organization for Standardization), CMMI (Capability Maturity Model Integration), W3C (World Wide Web Consortium) vb. gibi organizasyonlar belirliyorlar.

Belli bir konunun veya detayın standard olarak kabul edilmesi sonucunda doğal olarak kimileri fayda kimileri de zarar görüyor. Yeniliğe kapalı, burnunun dikine giden, tekelci zihniyete sahip olan firmalar, zarar görme eğiliminde oluyorlar haliyle. Standard olma, kendi standardını kabul ettirme yarışı sırasında bilmediğimiz ayak oyunları da dönüyor olabilir. Ne de olsa rant fazla. Bağlantıdaki haberde MS un kendine ait yeni bir XML standardının yaygınlaşması için ISO da yapmaya çalıştığı bir kulis çalışmasından bahsediliyor yanlış anlamadıysam. (haber için buraya)

Literatüre "Box Model Hack" diye geçmiş ve bence fiyasko cinsinden bir olaya değineceğim. Olayı bana ilk anlatan Mehmet Sükan'ın aktardığına göre, bug ı bulan kişi daha önce MS da çalışmış bir Türk imiş ve bu böceğin Internet Explorer parserına(IE ın HTML sayfasını çözümleyen kısmı) şirket içi kullanım amacıyla kasten konulduğunu söylemiş. Yani bu durum farkedilmeseydi, herkes "div" ler için tarayıcı özel kod yazmaya devam edecekti (MS hariç).

"\"}\""; kodunun CSS dosyasına yerleştirilmesiyle, bir anda W3C standartlarına uygun parse etmeye başlayan Internet Explorer, internet sayfasını Firefox ve Operadaki gibi düzgün göstermeye başlıyor.

Burada eleştirdiğim şey, MS gibi büyük firmaların, piyasa hakimiyetini korumak uğruna endüstriye zarar vermeleri ve işgücü kaybına sebep olmaları. Hayatımızı kolaylaştırmak yerine zorlaştırmaları. MS a çamur atınca karizmatik olduklarını sanan arkadaşlar var, öyle bişey değil benimki. Gördüğümü çalıyorum:p Biz MS olsaydık bunu yapmazmıydık? Yapardık belki. Sorun, buna kimin dur diyeceği.

Pazartesi, Mart 27, 2006

ilk mesaj

Bu günlük işini tuttum. Başkalarının günlüklerinden faydalanıcaksam, benimde bişeyler yazmam lazım galiba. Bu ilk mesajımı şu sıralar yönetim krizi ve mali darboğaz içinde bulunan GALATASARAY'ıma armağan ediyorum(Bu da nedemekse).

Eğer sezon sonu şampiyon görürsem seni, bu mesaja dönüp bugünleri hatırlayacam.

Bu günlüğe, karşılaştığım ilginç ve bir okadar da teknik konuları yazmayı düşünüyorum. İlginç ve teknik kelimeleri yanyana gelirmi diceksiniz. Herkesin yorumu ayrı olur buna...